Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir'in 11 Mart 2026 tarihinde geleneksel iftar programında yaptığı konuşma metnidir.
Değerli arkadaşlar, kıymetli misafirler…
Ramazan’ın rahmet ve bereket ikliminde aynı sofrayı paylaşmanın huzurunu yaşıyoruz. Bu mübarek iftar sofrasında bizleri bir araya getiren Rabbimize hamd ediyor, hepinize hoş geldiniz, safalar getirdiniz. Hakikaten her şeyin yeniden bir düzene girdiği, hayatın ritminin yeniden belirlendiği bir dönemdeyiz.
İçinden geçtiğimiz çağ, büyük imkanları, hızı ve iletişimi bize sunmakta. Fakat aynı zamanda bu hız çağı, çoğu zaman bizi düşünmekten, muhasebe etmekten, anlam arayışından alıkoyuyor ve hakikatten uzaklaştırıyor. İşte Ramazan, tam da bu noktada bizi yeniden durmaya, düşünmeye ve yavaşlamaya davet ediyor, bize olağanüstü bir anlam katıyor. Bizler bu sofralarda sadece açlığımızı gidermek için toplanmıyoruz. Oruçla, Kur’an’la ve infakla hayatımızın istikametini hatırlamak için buradayız.
Rabbimiz Enbiya Suresi 51. ayette, "Kulumuz İbrahim’e doğru düşünmeyi (rüşdünü) öğrettik" buyuruyor. Doğru düşünmek, yıl içerisindeki dağınıklığımızı toparladığımız bir muhasebe ve muhakeme sürecidir. İslam medeniyetinde "rüşt" olarak anlatılan bu yetenek, çağın karmaşası içinde hakikatin yeniden kavranması ve bir basiret halidir. İnancımız bize sadece ibadet etmeyi değil aynı zamanda sorumluluk almayı, hayata müdahil olmayı ve toplumsal olaylara karşı duyarlı olmayı öğretir. İbrahimî bir duruş, körü körüne bir teslimiyet değil aklın, fikrin ve irfanın hayatta buluşmasıdır. Ramazan’daki mukabelelerimiz ve okumalarımız bizi bu bilinç düzeyine taşır.
AKTİF MÜSLÜMANLIK VE YENİ KAVRAM SETLERİMİZ
Bizim inancımızda ibadetler insanı hayattan koparmaz. Eğer tuttuğumuz oruç, kıldığımız namaz bizi pasif, kimseye dokunmayan, meselesi olmayan bir bireye dönüştürüyorsa, burada bir yüzleşme yapmamız gerekir. İnsanı eşref-i mahlukat kılan sır; akl etmesi, düşünmesi ve hayatın akışına dair bir söz söyleyebilmesidir. İnsan "bu yanlış", "bu doğru" diyebilmeli; dertleşerek yeni kavramlar üretmelidir.
Değerli dostlar, bugün elimizdeki mevcut kavram setleri sorunlarımızı çözmeye yetmiyor. Yeni bir "alet ilmine", yeni reçetelere ihtiyacımız var. Başkalarının ithal reçetelerinin bizi neye dönüştürdüğünü gördük. Cemil Meriç’in dediği gibi, "modernizmin etkisiyle efendisinin ilaçlarını aşırıp içen bahçıvanın durumuna düştük". Kendi tefekkür dünyamızla, tarihimizle bu meseleyi yeniden ele almalıyız. Artık eski okumalar, eski akıllar yetmiyor; yeni akıllara ve yeni kitaplara ihtiyacımız var. Hazreti Musa bile "tek başıma yetmem" diyerek Harun’u istemişti. Bir sivil toplum yetmez, her birimizin bir diğerine ihtiyacı var.
BİRLİĞİMİZDE GAZİANTEP’İN ROLÜ
Bu noktada Gaziantep olağanüstü bir yerde duruyor. Doğu ile Batı’nın ritminin aktığı bu şehrin yanına artık Halep de eklendi. Gaziantep’i üretimiyle, eğitimiyle, kültürüyle ve mimarisiyle doğru anlamak zorundayız. Türkiye Yüzyılı vizyonu; ülkemiz, coğrafyamız ve terörsüz bir bölge idealinin devlet ve millet aklıyla buluştuğu yeni bir ritimdir. Anadolu’da, Bilad-i Şam’da Türk’ün, Kürt’ün, Arap’ın kardeşliği için çalışmalıyız. Bu toprakların ötekisi yoktur, ötekisi ancak şeytandır. Bizim vatan tasavvurumuzun başkenti Anadolu’dur. Antep, Halep, İstanbul, Şam ve Kudüs arasındaki o kadim hasret artık bitmelidir, biz Yakup’un ayrı düşürülmüş evlatlarıyız.
KENDİMİZİ SÜREKLİ YENİLİYORUZ
Bülbülzade Vakfı olarak kendimizi sürekli yeniliyoruz. Devletin yurtçuluk hizmetini en iyi şekilde yaptığını görünce, hemen muhasebe edip mevcut binamızı bir kongre merkezine dönüştürerek şehre değer kattık. Kendi enerjimizi üretiyor, deprem bölgesindeki atölyelerimizde üretim yapıyoruz. Biz kitaplı bir toplumuz; sanat, fikir ve hikmetle Anadolu irfanını hayatla buluşturmak zorundayız.
Suriye’de de eğitim ve kültür çalışmalarımız devam ediyor. 1912’de yapılmış bir Osmanlı eserini restore ederek Anadolu Kültür Merkezi’ni kurduk. Şam’da, Halep’te ve Suriye’nin çeşitli yerlerinde sekiz tesis, beş kültür merkezi ve aile merkezlerimizle hizmet veriyoruz. Çocuk, gençlik, fikir ve eğitim odaklı çalışmalarımızla fikir eserlerinin iki bölge arasında ulaşması için çabalıyoruz.
GÖNLÜMÜZÜ GENİŞLETELİM
Büyük mütefekkir Semiha Ayverdi der ki "Biri size derdi ile gelirse onu geri çevirmeyin. Çünkü onun derdi önce Allah’a ulaşmıştır; Allah o derdi çözmeniz için onu size göndermiştir". Bu bilinçle, kapımıza gelen her derdi ilahi bir emanet olarak görmeliyiz. Mehmet Görmez Hoca’nın dediği gibi; "Gönül coğrafyamız genişledi ancak gönlümüzü o oranda genişletemedik". Ramazan, tam da bu duvarları kaldırma, zihnimizi açma ve gönlümüzü genişletme ayıdır. Bizim gayemiz sadece imkanları değil iyiliği büyütmektir.
İnsanı yaşat ki devlet yaşasın düsturuyla, devlet gibi vakur ve gönlü geniş insanlar yetiştirmeliyiz. Bülbülzade Vakfı olarak neslin ıslahı ve arzın imarı için, tüketen değil üreten, çağa müdahil olan bir akıl için çalışıyoruz. "İki günü bir olan ziyandadır" levhasını hepimiz önümüze koymalıyız.
Bayram; kalbini merhametle, aklını hikmetle, emeğini iyilikle birleştirenlerin manevi sevincidir. Doğru düşünebilenlerin ve gönlünde herkese yer açanların buluştuğu bir gündür. Bu duygu ve düşüncelerle soframızı şereflendirdiğiniz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Özellikle Halep’ten gelen dostlarımız bize büyük değer kattı. Geçen yıl Halep’te Müslümanları ve gayrimüslimleri aynı iftar sofrasında buluşturmanın gururunu yaşamıştık.
Rabbim bizleri bayrama affedilmişler olarak çıkarsın.

