Sabahın ilk ışıkları Gaziantep'in üzerindeki karanlığı usulca aralarken yönümüzü yanı başımızdaki o yaralı ama bir o kadar da kadim şehre, Halep'e çeviriyoruz. İçimde, ufkun ötesine doğru kanat çırpan bir kuşun o tarifsiz telaşı ve çarpıntısı var. Bu topraklara, o yıkıcı savaştan önce bir kez olsun adım atamamış olmanın ince hüznü çöküyor göğsüme. Keşke diyorum içimden, keşke her şey yerli yerindeyken soluyabilseydim o havayı. Bu naif pişmanlık kalbimi hafifçe sızlatsa da yepyeni bir hikayeye tanıklık edecek olmanın muazzam heyecanı beni kendine çekiyor.
Sınır Kapısında Felsefi Bir Duruş
Kısa bir yolculuğun ardından Kilis Öncüpınar Sınır Kapısı'na varıyoruz. Sınır kapısında, pasaport kontrolünün o telaşlı kalabalığı arasında gözüme çarpan bir detay, sabahın puslu mahmurluğunu üzerimden tamamen alıyor. Hemen önümde bekleyen bir adamın tişörtündeki "Never Trust Money" yazısı, adeta adım atacağım bu serüvenin sessiz felsefesini fısıldıyor kalbime. Paraya asla güvenme! Zihnimde yorgun ama bir o kadar da derin bir soru yankılanıyor o an. Sahiden bunca yıkımın ve yeniden dirilişin ortasında insan neye tutunarak adımlarını atar bu hayatta? Cevap, göğüs kafesimizin hemen altında çırpınan o sarsılmaz inançta saklı duruyor. Maddiyatın hükmünü yitirdiği coğrafyalarda, aşılmaz sanılan tellerin ve sınırların ötesine taşıyabildiğimiz en sahici sermayemiz inancımız oluyor.
Müziğin Evrensel Dili
Sınırı geçtiğim an içimde hafif bir tereddüt uyanıyor. Tek kelime Arapça bilmiyorum. Fakat ünlü yönetmen Tony Gatlif'in bir röportajımızda bana sarf ettiği "Dünyanın bütün dillerini müzikle konuşuyorum" sözü aklıma düşüyor ve bana tarifsiz bir cesaret veriyor. Kendi kendime, "Nasıl olsa bir yolunu bulup kalpten kalbe anlaşırım, hiçbir şey anlamazsam oturur onlarla birlikte Arapça şarkılar söylerim" diyorum.
Karşılaştığım her Suriyelinin ağzından dökülen kelimelerin ahengine kendimi bırakıyor, o melodik tınıyı içimde hissediyorum. İnsanların yüzüne, en çok da gözlerinin içine derin derin bakıyorum. Onlarca yıldır omuzlarında taşıdıkları o ağır kederin, acının ve hüznün izlerini bir bakışla bile olsa silebilmeyi umut ediyorum. Sadece hayatta kalmadıklarını, kalplerindeki o yaşama sevinciyle tüm benlikleriyle yaşadıklarını anlamak istiyorum.

Halep'in Mağrur Taşları ve Güneşi
Suriyeli sanatçı Sabah Fakhri'nin dokunaklı ezgileri, yolculuğumun fon müziğine dönüşürken adeta devasa bir açık hava müzesini andıran o muazzam sokaklarda yankılanıyor. Yılların yorgunluğuna inat kendine has zarafetiyle göğe uzanan o büyüleyici taş binalar, Halep'in masalsı güzelliğini fısıldıyor. Geçtiğim her cadde, her sokak tarihin incelikle işlendiği şiirsel bir tablonun eşsiz renkleri gibi önümde açılıyor.
Beklediğimin aksine yemyeşil bir Halep karşılıyor bizi. Buradaki güneş, dünyanın geri kalanına ışık ve sıcaklık veren o sıradan güneşten çok daha farklı. Halep'in güneşi tenimizi kavururken aslında ruhumuzun en derinlerine işliyor. O güneşin yakışı bile damarlarımda akan kanı hızlandırıyor, bana iliklerine kadar yaşamla dolu olduğumu hissettiriyor. Adeta "Daha çok yak içimi" diyorum bu sıcaklığa karşı, "Daha çok işle ruhuma, her hücreme nüfuz et."

Çünkü bu amansız yakıcılık kavurucu bir azap olmaktan tamamen çıkıp hayatta kalmanın, umudun ve tüm acılara inat nefes almanın ateşten bir kanıtına dönüşüyor. Gökyüzünden dökülen her bir ateş parçası, bu kadim topraklardaki direnişin sıcaklığını yüreğime mühürlerken tenim yandıkça ruhum diriliyor. Göğüs kafesimde atan kalbin ritmi, şehrin o yorgun ama mağrur yeniden doğuş öyküsüne karışıyor.
Bu dirilişin ortasında başını bir kaldırıyorsun; hiçbiri birbirine benzemeyen o zarif taş binaların arasından ağaçlar nazlı nazlı salınıyor. Boy ölçüşüyorlar taşın hafızasıyla… İşte o an insan gerçekten yaşadığını, bu sokaklarda ciğerlerine dolan havayla nefes aldığını sonuna kadar hissediyor. Sokaklara sinen o eşsiz pozitif hava, insanların yüzlerindeki yarına dair umut izleriyle birleşiyor. Tam bu noktada, tenimi yakan güneşe ve taşların arasından fışkıran yeşile bakarken Filistinli Şair Mahmud Derviş'in o meşhur dizeleri canlanıyor zihnimde: "Bu topraklarda yaşamaya değer şeyler var."

Geleceği İnşa Eden Bir Yuva: Halep Anadolu Kültür Merkezi
Bu anlamlı ziyaretin kalpgâhı olan Halep Anadolu Kültür Merkezi, şehrin tam merkezinde yer alıyor. Burada bambaşka bir ruh, kendine has köklü bir atmosfer karşılıyor bizi. 1912 yılında bir Osmanlı paşasının yaptırdığı bu yüksek tavanlı konak, bütün ihtişamıyla kucak açıyor gelenlere. Duvarlarındaki her bir detay, tanıklık ettiği koca bir yüzyılın hüzünlü ama bir o kadar da mağrur anılarını sessiz bir vakarla günümüze taşıyor. Kapıları ve pencereleri Halep'in o güzel, telaşlı sokaklarına bakıyor. Tarihi binaların sıralandığı bu işlek caddede hayat büyük bir hızla akarken içeride de aynı canlı ritimle yepyeni bir gelecek şekilleniyor.

Odalarda muazzam bir yaşam enerjisi, eşine az rastlanır bir emek ve özveri hakim. Türkçe ve Arapça sınıflarında dillerin yeni köprüleri inşa edilirken İngilizce derslerinde dünyaya açılan taze pencereler aralanıyor. Bilgisayar, yapay zeka ve robotik kodlama eğitimleri gençlerin ufkunu alabildiğine genişletiyor; el işi ve müzik sınıflarında ise ruhun en ince tınıları yankı buluyor. Kimse hayattan, kendisinden veya Suriye'den vazgeçmiş değil. Kimsede ufacık bir yılgınlık dahi yok. Bütün bu yoğun çalışma temposuna, gözlerdeki o eşsiz parıltıya bakınca içimden geçiriyorum: İhya tam olarak budur. Yıkılanı yeniden yapmak, kırılanı onarmak ve toplumsal iyileşmeye verilebilecek en büyük katkıyı sunmak işte tam da bu koridorlarda vücut buluyor.

Acının Yerini Alan Umut
Bülbülzade Vakfı olarak burada kurduğumuz bağların, açılan bu eğitim yuvalarının salt birer kurs merkezi olmaktan çok öte bir anlam taşıdığını bizzat müşahede ediyorum. Bu kadim topraklarda acının yerini umut, yıkımın yerini ise yeniden inşa etme gayreti alıyor. Tıpkı o taşların arasından sıyrılıp güneşe, yaşama ve geleceğe doğru uzanan nazlı ağaçlar gibi bu insanlar da hayata sımsıkı kök salıyor.
Bir sonraki sefere kadar aklımda o ahenkli ezgiler, kalbimde ise insanların gözlerinde o sönmeyen yaşam ateşiyle ayrılıyorum buralardan.
Harun Karaburç
Bülbülzade Vakfı
Kurumsal İletişim Koordinatörü







